ve sol'un yıllardır birleşmeye çalıştığı fakat ne sağ'ı ne sol'u ne ortası ne kenarı belli olan canım ülkem.
partileri soldan sağa saymanın imkanı yoktur.
bu imkan olmayınca da orta noktayı bulmanın imkanı yoktur.
şimdi kim sağda, kim solda, kim ortada, kim marjinal?
sol kimi temsil ediyor, sağ kimi?
sağ muhafazakar mı? muhafazakar ise avrupa birliği ile ne işi var?
milliyetçi partiler sağ da mı? sağda ise avrupa birliği ile ne işi var?
radikal islamcı partiler sağ da mı? sağda ise irtica-i faaliyetlerle ne işleri var?
ılımlı islam diye dışarıdan isimlendirilen partiler sağ da mı? sağ nerede?
chp solda ise niye sağ partiler gibi çalışıyor,
liberal parti niye iş dünyasından destek bulamıyor?
sol kim? kim solda? soldakiler ne kadar sağda gibi? ne kadar solda gibi?
işçi partisi en solda ama parti başkanı isviçre'de milliyetçi söylemlerle kendini tutuklanıyor.
solda olsun, ortada olsun, sağda olsun tüm partiler iktidara gelince aynı şeyleri yapıyorlar... aynı soygun, aynı kadrolaşma, aynı yolsuzluklar aynı aynılar...
biz iş dünyasında yıllardır kanun bekliyoruz. biz düzenleme bekliyoruz.
en sonunda tüm partilerle millet bir "birleşicek" ne sağ kalacak ne sol...
Giyim
Modern Giyim Tarzı
Öncelikle "modern" olarak adlandırılan giyim tarzının emperyalist ülkelerin üretim ve pazar arayışlarında dayattıkları giyim tarzı olarak görüyorum. zira tek tip ürünler tek bir yerde üretilip dünyanın her yerine satılabilir. bu da ford üretim tarzı ile seri üretim yaparak global pazarlarda satış anlamına gelmektedir.
japonya'daki bir genç kız bir mağazaya girip "amerikan kotlarından istiyorum" diyebiliyor. tabi ki bu bir tercih meselesidir ama üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir örnektir.
sokağa çıktığınızda karşılaştığım manzara ise bana göre çok vahim. tek tip erkekler ve tek tip bayanlar. örneğin yaz aylarında erkeklerin neredeyse % 90'ı aynı tip yarım kol t-shirt giyiyor. kızlarımız ise neredeyse aynı tip pantalon ve body giyiyor.
iş yerinde 'modern dünyanın tercihi' takım elbise giyiyoruz. evet şu yazı yazılırken sıcaklık bilmem kaç derece. ben boğazı hem ikiye katlanmış hem de düz dursun diye içi kartonlu bir gömlek giyiyorum. üzerine de kalın bir bez (kravat) bağlamışım. arada da kalınca bir ceket giyip birileri ile görüşüyorum. bunlara ne hacet. bu mu modernlik?
Kültürümüze Ait Kıyafetler
Ben anadolu insanıyım. şahsen tek tip batı tarzı kıyafetlerden çok özellikle daha çok anadolu motifleri bulunan kıyafetleri tercih ediyorum. fakat iş yerinde tek tip takım elbise giymek ve işyeri dışında klişe elbiseler giymekten (hatta bulamamaktan ve de toplum tarafından hor görülmekten dolayı) kendi tarzım elbiseler giyemiyorum.
bir örnek vereyim. sıla-i rahim'i görmek için memleketime gittiğimde katıldığım düğünlerde yöreme özgü kıyafetler giyiyorum ve kendime yakıştırıyorum.
neden bu tarz giysileri giymem özellikle büyük şehirlerde yadırganıyor?
ya da neden bu tarz giyim modacılar tarafından geliştirilerek bize özgü ve sıklıkla halkın kullandığı elbiseler haline getirilmiyor?
o kadar güzel motiflerimiz var ki. hele ki kızlarımız için o kadar güzel desenlerimiz motiflerimiz var ki. inanıyorum ki iyi modacıların elinde çok daha güzel hale getirilebilir. son olarak Cem Yılmaz'ın konuya parmak attığı gibi "dar elbiseler bizim anatomimize uygun değil, tayt ne lan")
Siyasi Kaygılar
ülkemizin bir gerçeği vardır ki o da siyasi kaygılar yüzünden giyim konusunda sınırlamalar getirilmektedir. giyimin siyasi olarak kullanılması sebebiyle tek tip batı tarzı giyim dışındaki giyim desteklenmiyor. kötüleniyor. en çok ikileme düştüğüm konulardan biri de bu. bunada bir orta yol bulunabilir zannımca.
Çözüm Önerisi
hükumete düşen görev, giyimin siyasi olarak kullanılmamasını sağlayacak düzenlemeleri yapması, mevcut olanları tekrar gözden geçirmesi ve kendi kültürümüze özgü giyimi desteklemesi.
modacılara düzen görev kendi motiflerimizi, gömleklerimizi kullanması ve geliştirmesi.
bize düşen görev de kültürümüze sahip çıkmamız.
Son Söz
aslında bu yazdıklarımın hiç birinin olmayacağını biliyorum.
sadece hayal dünyama bir kaç dakika da olsa eşlik etmenizi istedim.
sonuçta hepimiz kurulu düzenin bir parçasıyız ve globalleşme adı altında gittikçe değerlerimizi ve kültürümüzü kaybediyoruz.
yahu biz kurtuluş savaşını kazandığımızda kimseye sormadan bir şeylere karar verebiliyorduk.
Öncelikle "modern" olarak adlandırılan giyim tarzının emperyalist ülkelerin üretim ve pazar arayışlarında dayattıkları giyim tarzı olarak görüyorum. zira tek tip ürünler tek bir yerde üretilip dünyanın her yerine satılabilir. bu da ford üretim tarzı ile seri üretim yaparak global pazarlarda satış anlamına gelmektedir.japonya'daki bir genç kız bir mağazaya girip "amerikan kotlarından istiyorum" diyebiliyor. tabi ki bu bir tercih meselesidir ama üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir örnektir.
sokağa çıktığınızda karşılaştığım manzara ise bana göre çok vahim. tek tip erkekler ve tek tip bayanlar. örneğin yaz aylarında erkeklerin neredeyse % 90'ı aynı tip yarım kol t-shirt giyiyor. kızlarımız ise neredeyse aynı tip pantalon ve body giyiyor.
iş yerinde 'modern dünyanın tercihi' takım elbise giyiyoruz. evet şu yazı yazılırken sıcaklık bilmem kaç derece. ben boğazı hem ikiye katlanmış hem de düz dursun diye içi kartonlu bir gömlek giyiyorum. üzerine de kalın bir bez (kravat) bağlamışım. arada da kalınca bir ceket giyip birileri ile görüşüyorum. bunlara ne hacet. bu mu modernlik?
Kültürümüze Ait Kıyafetler
Ben anadolu insanıyım. şahsen tek tip batı tarzı kıyafetlerden çok özellikle daha çok anadolu motifleri bulunan kıyafetleri tercih ediyorum. fakat iş yerinde tek tip takım elbise giymek ve işyeri dışında klişe elbiseler giymekten (hatta bulamamaktan ve de toplum tarafından hor görülmekten dolayı) kendi tarzım elbiseler giyemiyorum.bir örnek vereyim. sıla-i rahim'i görmek için memleketime gittiğimde katıldığım düğünlerde yöreme özgü kıyafetler giyiyorum ve kendime yakıştırıyorum.
neden bu tarz giysileri giymem özellikle büyük şehirlerde yadırganıyor?
ya da neden bu tarz giyim modacılar tarafından geliştirilerek bize özgü ve sıklıkla halkın kullandığı elbiseler haline getirilmiyor?
o kadar güzel motiflerimiz var ki. hele ki kızlarımız için o kadar güzel desenlerimiz motiflerimiz var ki. inanıyorum ki iyi modacıların elinde çok daha güzel hale getirilebilir. son olarak Cem Yılmaz'ın konuya parmak attığı gibi "dar elbiseler bizim anatomimize uygun değil, tayt ne lan")
Siyasi Kaygılar
ülkemizin bir gerçeği vardır ki o da siyasi kaygılar yüzünden giyim konusunda sınırlamalar getirilmektedir. giyimin siyasi olarak kullanılması sebebiyle tek tip batı tarzı giyim dışındaki giyim desteklenmiyor. kötüleniyor. en çok ikileme düştüğüm konulardan biri de bu. bunada bir orta yol bulunabilir zannımca.
Çözüm Önerisi
hükumete düşen görev, giyimin siyasi olarak kullanılmamasını sağlayacak düzenlemeleri yapması, mevcut olanları tekrar gözden geçirmesi ve kendi kültürümüze özgü giyimi desteklemesi.
modacılara düzen görev kendi motiflerimizi, gömleklerimizi kullanması ve geliştirmesi.
bize düşen görev de kültürümüze sahip çıkmamız.
Son Söz
aslında bu yazdıklarımın hiç birinin olmayacağını biliyorum.
sadece hayal dünyama bir kaç dakika da olsa eşlik etmenizi istedim.
sonuçta hepimiz kurulu düzenin bir parçasıyız ve globalleşme adı altında gittikçe değerlerimizi ve kültürümüzü kaybediyoruz.
yahu biz kurtuluş savaşını kazandığımızda kimseye sormadan bir şeylere karar verebiliyorduk.
Vazifeyi İhmale Sürükleyen Merhamet Memlekete İhanettir
en büyük sorunlarından bir tanesi insanların işlerini doğru yapmaması olan canım ülkemdir.
halbuki doğru yol bize bir kere gösterilmişti:
"vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet memlekete ihanettir."
bu söz Mustafa Kemal Aratürk'ün hepimize ders olacak, şu an içinde bulunduğumuz durumdan bizi kurtaracak sözüdür.
bir an durun ve etrafınıza bakın ve hayatınızı, işinizi gözden geçirin.
bu sözü 'algıladıktan' sonra insan pek eskisi gibi olamıyor.
bir çok insan 'merhamet' ettiği bahanesi ile görevini yapmıyor.
nasıl mı?
vergi borcuna ve suçlulara devlet sürekli af, erteleme çıkartıyor.
insanlar kamu düzenini bozacak şekilde trafikte araç kullanıyor.
örneğin haberlerde okuyoruz hepimiz ingiltere'deki futbolcuların işledikleri suçları.
tabi canım elin ingilizi yapar değil mi? ama bizimkiler nedense yapmıyor. yapmıyor mu?
ya da gene haberlerde dinleriz almanya'da amerika'da siyasi bir kişi bir suç işliyor.
mesela trafik suçu. bizim siyasilerimiz trafik suçu işlemiyor. ünlülerimiz hiç suç işlemiyor. yoksa af mı ediliyorlar?
mesela otobüs durağında yolcu bekleyen minibüsü gören trafik ekip arabası "bekleme yapma devam et" diye anons yapıyor ve gaza basıp gidiyor. bu bir trafik suçudur. neden hemen hem de her bu eylemi yapana o an ceza kesilmiyor? neden bu merhamet?
karşımda oturan iş arkadaşım saatlerce sevgilisi ile konuşuyor. müdür biliyor ama hiç bir şey yapmıyor.
terfi etmemesi gereken kişiler "uzun yıllardır orada bulundukları için" terfi ettiriliyor.
kamu görevlileri çoğu zaman "bu seferlik" affediyorlar.
tanıdığınız varsa bir çok kural sizin için ihmal edilebiliyor. torpille.
rahmetli bile "anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz" dedi.
v.s.
bir çok konuda anglo sakson (ingiliz'in ipi sağlam olur) bakış açısıyla bakmak ya da "şeriatın kestiği parmak acımaz" mantığında yaklaşmak gerekir. (lütfen burada kullanılan benzetmeler polemik konusu olmasın) yani vazifeyi ihmal etmenin cezası kesinlikle çok ağır olmalıdır.
"vardır bunun bir hal çaresi" mantığıyla hareket ettikçe kamu düzeni asla oluşmaz.
kısa bir anektod:
ingiltere'ye devlet görevi ile giden bir vatandaşımız araç kiralıyor ve görev yerine gidiyor. gittiği caddede park edecek yer bulamıyor. tek bulduğu üzerinde "sakatlara özel" yazan ve hiç kimsenin park etmemiş olduğu yer. kendini bir an ülkemde hissediyor ve aracı oraya parkediyor. işi bittiğinde aracı yerinde bulamıyor. araştırması sonucu aracın çekildiği yeri buluyor. istanbul-gebze arası kadar mesafe uzaklıkta bir yere çekilmiş. ayrıca ceza olarakta, orada 7 gün kalacağı harcın hepsini ödüyor. tabi bir de gidip arabayı oradan alıp getiriyor. bu kişi ondan sonra defalarca ingiltere'ye gitmiş ve defalarca araba kiralamış ama bir daha asla sakatlara ayrılan yere parketmemiş.
budur.
halbuki doğru yol bize bir kere gösterilmişti:
"vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet memlekete ihanettir."
bu söz Mustafa Kemal Aratürk'ün hepimize ders olacak, şu an içinde bulunduğumuz durumdan bizi kurtaracak sözüdür.
bir an durun ve etrafınıza bakın ve hayatınızı, işinizi gözden geçirin.
bu sözü 'algıladıktan' sonra insan pek eskisi gibi olamıyor.
bir çok insan 'merhamet' ettiği bahanesi ile görevini yapmıyor.
nasıl mı?
vergi borcuna ve suçlulara devlet sürekli af, erteleme çıkartıyor.
insanlar kamu düzenini bozacak şekilde trafikte araç kullanıyor.
örneğin haberlerde okuyoruz hepimiz ingiltere'deki futbolcuların işledikleri suçları.
tabi canım elin ingilizi yapar değil mi? ama bizimkiler nedense yapmıyor. yapmıyor mu?
ya da gene haberlerde dinleriz almanya'da amerika'da siyasi bir kişi bir suç işliyor.
mesela trafik suçu. bizim siyasilerimiz trafik suçu işlemiyor. ünlülerimiz hiç suç işlemiyor. yoksa af mı ediliyorlar?
mesela otobüs durağında yolcu bekleyen minibüsü gören trafik ekip arabası "bekleme yapma devam et" diye anons yapıyor ve gaza basıp gidiyor. bu bir trafik suçudur. neden hemen hem de her bu eylemi yapana o an ceza kesilmiyor? neden bu merhamet?
karşımda oturan iş arkadaşım saatlerce sevgilisi ile konuşuyor. müdür biliyor ama hiç bir şey yapmıyor.
terfi etmemesi gereken kişiler "uzun yıllardır orada bulundukları için" terfi ettiriliyor.
kamu görevlileri çoğu zaman "bu seferlik" affediyorlar.
tanıdığınız varsa bir çok kural sizin için ihmal edilebiliyor. torpille.
rahmetli bile "anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz" dedi.
v.s.
bir çok konuda anglo sakson (ingiliz'in ipi sağlam olur) bakış açısıyla bakmak ya da "şeriatın kestiği parmak acımaz" mantığında yaklaşmak gerekir. (lütfen burada kullanılan benzetmeler polemik konusu olmasın) yani vazifeyi ihmal etmenin cezası kesinlikle çok ağır olmalıdır.
"vardır bunun bir hal çaresi" mantığıyla hareket ettikçe kamu düzeni asla oluşmaz.
kısa bir anektod:
ingiltere'ye devlet görevi ile giden bir vatandaşımız araç kiralıyor ve görev yerine gidiyor. gittiği caddede park edecek yer bulamıyor. tek bulduğu üzerinde "sakatlara özel" yazan ve hiç kimsenin park etmemiş olduğu yer. kendini bir an ülkemde hissediyor ve aracı oraya parkediyor. işi bittiğinde aracı yerinde bulamıyor. araştırması sonucu aracın çekildiği yeri buluyor. istanbul-gebze arası kadar mesafe uzaklıkta bir yere çekilmiş. ayrıca ceza olarakta, orada 7 gün kalacağı harcın hepsini ödüyor. tabi bir de gidip arabayı oradan alıp getiriyor. bu kişi ondan sonra defalarca ingiltere'ye gitmiş ve defalarca araba kiralamış ama bir daha asla sakatlara ayrılan yere parketmemiş.
budur.
Bölünmez Bütünlük
türkiye cumhuriyeti'nin toplumsal sözleşmesi olan anayasasının 3. maddesini tekrar hatırlayalım:
madde 3 - "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "istiklal Marşı"dır." Başkenti Ankara'dır.
anı-tespit: bir tv kanalında yörelerimizi tanıtan bir program izlerken tespit ettiğim bir durum. trabzon yöresinde bir köyün bir şenliği tanıtılıyordu. şenlik alanına bir türk bayrağı asılmıştı. türk bayrağı altında lazca türküler eşliğinde horon tepen vatandaşlarımızı o kadar ilgi ile izledim ki bir an aralarına katılmak istedim. vatandaşlardan bazıları kendi aralarında lazca konuşuyor, şakalaşıyorlardı fakat kamera önünde ropörtaj yaparken türkçe konuşuyorlardı. türk bayrağına saygı gösteriyorlardı. türkçe'ye saygı gösteriyorlardı. ülkenin bölünmez bütünlüğüne saygı gösteriyorlardı. ülkeyi bölmeye çalışacak fikirlere sahip olan, türk bayrağı yerine başka bir bayrak asmak, türkçe konuşmamaya özen göstermek gibi faaliyetler bölücülüktür. bilinçli yapılmıyor ise bölücülere alet olmaktır. toplumun genel kabul görmüş değerlerine saygı göstermek gerekir ki temsil edilen değerlere saygı gösterilmesi beklenmelidir.
madde 3 - "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "istiklal Marşı"dır." Başkenti Ankara'dır.
anı-tespit: bir tv kanalında yörelerimizi tanıtan bir program izlerken tespit ettiğim bir durum. trabzon yöresinde bir köyün bir şenliği tanıtılıyordu. şenlik alanına bir türk bayrağı asılmıştı. türk bayrağı altında lazca türküler eşliğinde horon tepen vatandaşlarımızı o kadar ilgi ile izledim ki bir an aralarına katılmak istedim. vatandaşlardan bazıları kendi aralarında lazca konuşuyor, şakalaşıyorlardı fakat kamera önünde ropörtaj yaparken türkçe konuşuyorlardı. türk bayrağına saygı gösteriyorlardı. türkçe'ye saygı gösteriyorlardı. ülkenin bölünmez bütünlüğüne saygı gösteriyorlardı. ülkeyi bölmeye çalışacak fikirlere sahip olan, türk bayrağı yerine başka bir bayrak asmak, türkçe konuşmamaya özen göstermek gibi faaliyetler bölücülüktür. bilinçli yapılmıyor ise bölücülere alet olmaktır. toplumun genel kabul görmüş değerlerine saygı göstermek gerekir ki temsil edilen değerlere saygı gösterilmesi beklenmelidir.
Ermeni Asıllı Vatandaşlar
- ülkemizdeki bir çok ermeni asıllı vatandaş özellikle istanbul'da yaşamaktadırlar. yaklaşık 50.000 kişidirler. şahsi tespitlerim uyumlu oldukları ve problemlerini yüksek sesli olarak dile getirmedikleridir. zaten bu tutumları ermenistan'daki ermeniler ve ermenistan dışındaki ermenilerin oluşturduğu ermeni diasporası tarafından da tepki görmektedir. ermenistan ekonomik ilişkilerinde bozulma olmaması için türkiye ile ilişkilerinde aşırı sivri çıkışlar yapmamaktadır fakat ermeni diasporası alenen türkiye aleyhine çalışmaktadır. hatta ermeni diasporasını bulundukları ülkelerde bir arada tutan en önemli unsurlardan birinin de türk düşmanlığı olduğunu şahsen düşünmekteyim. fakat ülke içinde, bireysel bazda, ermeni asıllı vatandaşlarımız soruna yol açmamaktadırlar.
Bölücü Faaliyetler
- son dönemde bölücü faaliyetlerde artış olmuştur. söylemleri derin şekilde incelerseniz "birlikte mutlu yaşayalım"dan çok "tek başımıza mutlu yaşayalım" ifadelerini görebilirsiniz.
- bireysel olarak baktığınızda halkımızın içinde "ırk" sorunu yoktur. türk, kürt, laz, arnavut, boşnak, ermeni ve diğer kökenli vatandaşlar aynı iş yerinde, aynı aşkın pembe düşlerinde, aynı somunun iki yarısında gayet dostane bir şekilde yaşamaktadırlar fakat bazı parti veya partilerce "kimlik" siyasete alet edilmektedir.
- türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının arasına "türkler ve kürtler" ayrımını sokmaya çalışanlar, milletin "islam" mayası ile yoğrulduğunu görerek, son dönemde kürt asıllı vatandaşlarımıza misyonerlik faaliyetleri ile yanaşmaktadır. amaç müslüman türkler ve hıristyan kürtler olarak ülkeyi bölmeye çalışmaktır.
- bireysel olarak baktığınızda halkımızın içinde "ırk" sorunu yoktur. türk, kürt, laz, arnavut, boşnak, ermeni ve diğer kökenli vatandaşlar aynı iş yerinde, aynı aşkın pembe düşlerinde, aynı somunun iki yarısında gayet dostane bir şekilde yaşamaktadırlar fakat bazı parti veya partilerce "kimlik" siyasete alet edilmektedir.
- türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının arasına "türkler ve kürtler" ayrımını sokmaya çalışanlar, milletin "islam" mayası ile yoğrulduğunu görerek, son dönemde kürt asıllı vatandaşlarımıza misyonerlik faaliyetleri ile yanaşmaktadır. amaç müslüman türkler ve hıristyan kürtler olarak ülkeyi bölmeye çalışmaktır.
Siyaset
- siyaset ve siyasi partiler fasit dairenin içinde dönmektedirler. hiç biri yaratıcı bir çözüm öneremeyip diğer siyasi partiler ile uğraşmayı memleket meselelerinin önüne koymuşlardır.
- siyasi partilerden hiçbiri ekonomik alanda yapacaklarından bahsetmemektedirler.
- son dönemde ülkeye ciddi bir yabancı sermaye girmiştir. yabancı sermaye güvenmediği ülkeye girmez. bir ülkenin "gelecekteki politikalarının" garantisi olmadan yabancı sermaye ülkeye girmez. gelecek yıllar için türkiye'nin avrupa birliği üyeliği, amerika ile ilişkiler, komşularla ilişkiler v.s. çizgileri ana hatları ile bellidir.
durum böyle iken seçime giren hiç bir partinin ana çizgiler dışında hareket etmesi beklenemez. siyasi partilerin "bu kadar" başa geçmek istemelerinin en büyük sebeplerinden biri kadrolaşabilmek ve ihale musluğunun başına geçmektir.
- ülkenin üç önemli değeri vardır: "atatürk ve cumhuriyet", "islam" ve "milliyetçilik". maalesef ki siyasi partiler bu değerleri seçim için veya iktidar olabilmek için kullanabilmektedirler. partilerin iktidar olduktan sonra yapabilecekleri sınırlıdır. hatta şunu bile söyleyebilirim: siyasi partilerden hangisi iktidar olursa olsun aynı çizgiyi izleyecektir. önemli olan, hangi siyasi görüşe sahip insanların çıkarlarının ön planda olacağıdır. (bu sebeple ülkenin değerlerinin siyasete alet edilmesine şiddetle karşıyım.)
- ülkenin büyük çoğunluğu avrupa birliğinin ne olduğunu, neden avrupa birliğine katılmamız gerektiğini bilmemektedirler.
- bir grup insan avrupa birliği hakkında "birlik seviyesinde kanuni düzenlemelere sahip olmak ama birliğe üye olmamak" istemektedirler. şahsen ben de bu görüşü desteklemekteyim. zira özellikle ekonomik alanlarda görülmüştür ki, avrupa birliği mevzuatı bizim mevzuatımızdan daha iyi düzenlemelere sahiptir. bizim meclisimizde ve bürokratik kurumlarımızda bir düzenlemenin çıkması için 10 yıl beklerken, aynı düzenleme avrupa birliği mevzuatında yıllardır vardır. ayrıca son dönemde ekonomi alanında bir çok konuda yapılan iyi düzenlemeler hükümetlerin çabası ile değil avrupa birliğinin dayatması ile olmuştur. aslında düzenlenecek o kadar çok alan vardır ki, fakat meclisteki vekillerimiz siyasi olaylara daha çok vakit harcamaktadırlar. çok daha önce çıkması gereken düzenlemeler hala beklemektedir.
- siyasi partilerden hiçbiri ekonomik alanda yapacaklarından bahsetmemektedirler.
- son dönemde ülkeye ciddi bir yabancı sermaye girmiştir. yabancı sermaye güvenmediği ülkeye girmez. bir ülkenin "gelecekteki politikalarının" garantisi olmadan yabancı sermaye ülkeye girmez. gelecek yıllar için türkiye'nin avrupa birliği üyeliği, amerika ile ilişkiler, komşularla ilişkiler v.s. çizgileri ana hatları ile bellidir.
durum böyle iken seçime giren hiç bir partinin ana çizgiler dışında hareket etmesi beklenemez. siyasi partilerin "bu kadar" başa geçmek istemelerinin en büyük sebeplerinden biri kadrolaşabilmek ve ihale musluğunun başına geçmektir.
- ülkenin üç önemli değeri vardır: "atatürk ve cumhuriyet", "islam" ve "milliyetçilik". maalesef ki siyasi partiler bu değerleri seçim için veya iktidar olabilmek için kullanabilmektedirler. partilerin iktidar olduktan sonra yapabilecekleri sınırlıdır. hatta şunu bile söyleyebilirim: siyasi partilerden hangisi iktidar olursa olsun aynı çizgiyi izleyecektir. önemli olan, hangi siyasi görüşe sahip insanların çıkarlarının ön planda olacağıdır. (bu sebeple ülkenin değerlerinin siyasete alet edilmesine şiddetle karşıyım.)
- ülkenin büyük çoğunluğu avrupa birliğinin ne olduğunu, neden avrupa birliğine katılmamız gerektiğini bilmemektedirler.
- bir grup insan avrupa birliği hakkında "birlik seviyesinde kanuni düzenlemelere sahip olmak ama birliğe üye olmamak" istemektedirler. şahsen ben de bu görüşü desteklemekteyim. zira özellikle ekonomik alanlarda görülmüştür ki, avrupa birliği mevzuatı bizim mevzuatımızdan daha iyi düzenlemelere sahiptir. bizim meclisimizde ve bürokratik kurumlarımızda bir düzenlemenin çıkması için 10 yıl beklerken, aynı düzenleme avrupa birliği mevzuatında yıllardır vardır. ayrıca son dönemde ekonomi alanında bir çok konuda yapılan iyi düzenlemeler hükümetlerin çabası ile değil avrupa birliğinin dayatması ile olmuştur. aslında düzenlenecek o kadar çok alan vardır ki, fakat meclisteki vekillerimiz siyasi olaylara daha çok vakit harcamaktadırlar. çok daha önce çıkması gereken düzenlemeler hala beklemektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)